‘Bir gün geri dönecek miyiz?’ – Eylül Şahan

821

15 Temmuz sonrası AKP ve Erdoğan her alanda olduğu gibi üniversitelerde de iktidarına en ufak bir muhalefet geliştirme potansiyeli taşıyan herkesi tasfiye hareketine girişti. Bilime, akademiye olan tahammülsüzlüğü yeni değil; sahip olduğu ideolojinin ve temsil ettiği kitlenin fıtratında bu var. Bu tarafı kurtarmak için paraya, diğer tarafı kurtarmak için dine tapan, üretimi ve dini bu temelde kendi çıkarları çerçevesinde şekillendiren bir zihniyetin bilime, tarihe, sanata, doğaya, insana karşı saygılı olmasını beklemek çok büyük saflık olur.

Üniversitelere ve eğitime karşı düşüncelerini hiçbir zaman dilegetirmekten çekinmediler. Eğitim kurumlarının bilim üreten değil, kendilerine, ‘vatan’a bağlı insanlar yetiştiren yerler olması gerektiğini her zaman söylediler. İlk fırsat bulduklarında üniversitelere yoğun bir şekilde saldıracaklarını AKP ve Erdoğan’ı birazcık tanımış olan biri rahatlıkla öngörebilirdi. 4+4+4 ile başlayan, imam hatipleştirmeler, liselerde proje okul ile devam eden Erdoğan’cı eğitim modeline geçiş sürecinin üniversitelere müdahale etmemesi mümkün müydü? Akademisyenlerin tasfiyesi bittikten hemen sonra yapacakları ilk iş; örgütlü ve aktivist bütün üniversite öğrencilerini okullardan uzaklaştırmak, üniversitedeki müfredatlara el atmak olacaktır.
Ülkedeki olay ve olgular bu kadar iç içe geçmişken, sadece üniversitedeki durumu öznel olarak ele almak doğru olmayacaktır. Ancak üniversitedeki bu duruma karşı gerçekleştirilen muhalefetin içler acısı olması bu durumu öznel olarak ele almamıza olanak sağlıyor. Kapitalist sistemin insanların büyük bölümüne dayattığı Türkiye’de de her alanda kendisini gösteren aidiyet ve sahiplenme duygusundan yoksunlaştırma politikasının sonuçlarını bugün üniversite ve diğer alanlarda çok net bir şekilde görebiliyoruz. Türkiye’de insanların tümden bu duygudan yoksunlaştığından bahsetmek çok büyük eksiklik olur. Ancak bu politikanın eseri olarak yabancılaşmanın çok etkili olduğunu da görmek gerekir.

Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de üniversiteler siyasetin ve devrimciliğin aktif olarak yürütüldüğü alanlardır. Geçmişten günümüze üniversitelerin her zaman siyaseten etkisi olmuştur, şüphesiz bundan sonra da olmaya devam edecektir. Türkçü-İslamcı-Erdoğan’cı zihniyeti kabul etmeyen her kesime gerçekleştirilen bu saldırlara karşı, AKP iktidarının gericiliğine karşı yürütülen muhalefetin en önemli alanlarından olan üniversitelerden ciddi bir muhalefetin yükselmesi beklentisi boşuna bir beklenti değildir. Hele ki bu saldırılardan nasibini alan üniversitelerden bilimine, tarihine, birikimine yakışır devrimci çıkışlar bekleniyor.

khkyla-ihrac-edilen-1f469cb47af6d6e39186
Üniversitelerden beklenti buyken, üniversitelerin geçmişi, potansiyeli biliniyorken; bugün üniversitelerdeki durumu içler acısı olarak değerlendirmemin yadırganacağını sanmıyorum. KHK’lar sonucunda işten uzaklaştırılan akademisyenlere ellerinde çiçekler, öğrencilere ağızlarda veda türküleriyle uğurlama yapmak yakışmıyor. Bir insan akademisyenlik ünvanı almak için 20 yıla yakın bir emek ortaya koyuyor. Bir insan öğrenci olup o akademisyenden eğitim alabilmek için 12 yıllık bir emek ortaya koyuyor. Diploması şaibeli bir ‘çoban’ın aldığı kararı bu şekilde koyun gibi yerine getirmek, yıllarca harcadığınız emeği böylece terk etmek yakışmıyor. Bu yorumu devrimcilikle kıyaslayarak yapmıyorum. Bir çocuğun elinden kendisine ait olduğunu hissettiği oyuncak alındığı zaman kıyameti koparır. Nasıl olurda ülkedeki bilinç düzeyi en yüksek insanlar bir çocuğun gösterdiği bu tepkinin onda birini göstermezler.Yukarıda değindiğim aidiyet ve sahiplenme duygusunun üniversitelerdeki sonuçları budur. Üniversitelerdeki bu durum emeğe yabancılaşmanın ne kadar üst boyutlarda olduğunu göstermektedir. Böylesi bir durumda emeğine yabancılaşmamış kişi kıyametleri koparır. Üniversite odalarını kilitleyerek ben burdan gitmiyorum gelin zorla çıkartın demek bu kadar da mı zor? Yıllarca emek verdiğiniz binayı, öğrencileri eşyalarınızı kendi ellerinizle toplayıp gitmek hiç mi sizi derinden sarsmadı?
Ülke yangın yeriyken, şiddetin dozajı bu kadar arttırılmışken, AKP gerici faşist iktidarının zor yolları dışında hiçbir şekilde gitmeyeceği bu kadar açıkken, üniversitenin bu kadar geri durumda olması, hiçbir direniş gösterilmeden üniversitelerin tıpış tıpış terkedilmesi gerçekten içler acısı. ‘Bir gün geri döneceğiz’ diyerek üniversiteyi terkedenler iyi bilsinler ki, bu tepkisizliklerin devam etmesi ya da varolan tepkilerin dozajının ciddi şekilde artırılmaması halinde geriye ne üniversite kalacak ne de yaşanılabilinir bir ülke.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız