2 Temmuz’un Şiirini Kavgada Yazacağız

224

“yalvarırım / bir şeyler yapın / bir dans öğrenin / bir adım / varlığınızı hakettirecek / derinizi ve tüylerinizi giyme hakkı verecek / yürümeyi ve gülmeyi öğrenin / çünkü çok aptalca olur yoksa sonunda / bu kadar insan ölmüşken / siz yaşıyorsanız eğer / hayatta hiç bir şey öğrenmeden”

Bu dizeler, Auschwitz’in Külleri kitabının yazarı Charlotte Delbo’dan.  Auschwitz’den canlı kurtulabilen nadir insanlardandı o. Yahudi değildi, ama onun kaderi de Fransız direniş hareketi içinde yer aldığı, komünist olduğu için Auschwitz oldu. Auschwitz’deki vahşetin her türlüsünü gördü, yaşadı. Onunla birlikte, Auschwitz’den kurtulan başka kadınlar da vardı. Ve Charlotte Delbo, bu kadınlarla, Auschwitz’i anlattı. Yaşama nasıl tutunduklarını yazdılar beraberce. O vahşetin içinden çıkıp geleceğe nasıl kement atabildiklerini… Bu vahşeti yaşamışken, bu kadar insan kül olmuşken yaşıyor olmanın bir anlamı olmalıydı. Bu yaşama bir anlam katma arayışını yazdılar.

2 Temmuz 1993… Sivas’ta Madımak otelini çepeçevre çevirmiş binlerce dinci-gerici. Bu linççi güruhun höykürüşleri, taş yağmuru altında, otelde mahsur kalan aydın ve sanatçılar, oturmuş bekliyorlar. Belki de bunca kalabalığın nasıl toplanabildiğini, bunca nefret ve kinin nasıl birikebildiğini düşünüyorlar. Oysa devletin en derininde, bizzat Özel Harp Dairesi eliyle kotarılmış bir “iş”ti bu. Kitleler nasıl galeyana getirilir öğrenmişlerdi NATO’nun Gladiosu’nda. Durum iyice ciddileşirken ve otel belki de artık ateşe veriliyorken ölümün artık çok da uzak olmadığını düşünen biri: “Olaylar büyür de birimize bir şey olursa ne yaparız?” dedi. Yanıt Metin Altıok’tan geldi: “Kalanlar ölenler için şiir yazar.” Böyle bir yangın yerinden sağ çıkamadı 33 aydın ve sanatçı, şiir yazamadı.

Burjuva faşist devlet için, ezilen mezhebin devrimci-demokratik harekete meyilli olmasıydı mesele. Dönem, Kürt halkının onca katliam ve baskıya rağmen Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncülüğünde serhildanlarla ve dağdaki gerilla eylemleri ile ülkeyi sarstığı bir dönemdi. Yine bu dönem, devrimci hareketin yavaş yavaş 12 Eylül yenilgisi sonrası silkinmeye başladığı, güç topladığı bir dönemdi. Devrimci hareketin, tarihsel ezilmişliğin, ezilen mezhep olmanın da etkisiyle Alevi emekçiler içerisinde örgütlenme dinamiğinin güçlü olması, devletin açmazıydı. Devrimci harekete yönelen akış durdurulmalıydı. Uzağa gitmeye gerek yok, Alevi emekçiler, yakın tarihte yaşanmış katliamların -Koçgiri ve Dersim’in, Maraş ve Çorum’un- belleklerinde capcanlı izlerle toplumsal muhalefetin bir parçasıydı. Madımak vahşetinin amacı, Alevi emekçilerini paralize edip sindirmekti. Madımak oldu, öfke toplumsallaştı; sokaklara, alanlara aktı. Tarihteki katliamların bilediği öfke daha da katmerlendi. Sivas, Alevi emekçilerin uyanışını, devrimci hareketle hemhal olma ihtimalini yok edemedi. Bu yüzden, Gazi Katliamı kotarıldı. Kürdistan’da köy yakmalar, faili meçhuller ve Cizre katliamı, gerilla cenazelerini panzerin arkasına bağlayıp sürüklemeler vb. İle toplum, bir bütün olarak adeta bir ölüm pornosuna maruz bırakıldı. Direnç noktaları, devrimci hareketle kesişme imkan ve olasılığı yok edilmek istendi.

Kuşkusuz henüz Türkiye emekçi halkları, tarihsel belleğin acı ve öfkesine denk bir mücadele hattı oluşturamadı. Sivas’a Gazi, Amed-Ulucanlar-19 Aralık hapishane katliamları, Roboski, Soma, Cizre bodrumları … ve daha niceleri eklendi. Her birisi toplumsal öfkeyi bileyen katliamlardı. Metin Altıok, “Kalanlar ölenler için şiir yazar” demişti ya. Bunca acı, bunca katliam, bunca öfke birikmişken heybemizde ve yine bunca başkaldırı, bunca direniş yaşanmış ve yaşanıyorken bu coğrafyada, bu tarihe tanıklık eden, bu tarihten beslenenler olarak mücadelenin şiirini yazacak, direnişin ezgisi olacağız.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız